Türkiye'de Dijital Ajans Sahibi Olmak

Türkiye'de Dijital Ajans Sahibi Olmak

/
/
28 görüntüleme

Değerli okurlar, bu ayki yazımda, sizlere bundan önceki dönemlerden biraz daha farklı bir şekilde hitap etmeye, konuları biraz olsun farklı bir yöntemle ele almaya karar verdim. Bu yazının konusu, ülkemizde faaliyet gösteren tipik bir dijital ajansın, günlük iş akışı içinde başından geçenler, karşılaştığı müşteri tipleri, mücadele etmesi gereken tavırlar ve geçekleştirdiği projeler sırasında karşısına çıkan alışılmış davranışlar olarak ele alınmalıdır. Okuyacağınız makalenin daha önceki yazılardan başlıca farkı, konuyu yoğun bir bilgi sunumu veya özeti şeklinden çok, mevcut deneyime bağlı olarak aktarması olacaktır. Bahsedilecek deneyimleri herhangi bir dijital ajansın dışa bakan yüzlerinden biri olan, müşterilerle birebir temas halindeki herkesin, söz gelimi satış, müşteri ilişkileri, proje yönetimi gibi departmanlarının sürekli yaşadığından emin olabilirsiniz. Yazının genelinde sistematik bir yaklaşım olmayacağını, belli başlı konuların sıra gözetmeksizin sunulacağını şimdiden belirtmemde fayda var.

Ama bunları aktarmadan önce, tipik bir dijital ajansın yapısını da sizlere anlatmam gerekiyor. Kendini web tabanlı projeler (web siteleri, mikro siteler, intranet, extranet projeleri, sanal mağazalar) ve dijital mecralar ile ilgili diğer tüm yaratıcı işlere adamış bir ajansta daima üç temel departmanın varlığından söz edersek yanılmış olmayız:

  1. Tasarım ve Sanat Yönetimi
  2. Uygulama Geliştirme
  3. Proje Yönetimi

Bu departmanlar tüm aktivitelere baz teşkil etmektedir. Projeler, tahmin edebileceğiniz gibi, öncelikle bir sanat yönetmeni tarafından yönlendirilen tasarım elemanlarının önüne gelmekte, gerçekleştirilecek dijital projelerin yaratıcı fikirleri ve estetik boyutu düzenlendikten sonra, uygulama geliştirme departmanı tarafından kodlaması hayata geçirilmektedir. Proje yöneticileri ise ise hem bu departmanların arasındaki koordinasyonu hem de müşteri ile ilişkileri yürütmektedir. Bunlara ek olarak, ayrıca satış ve müşteri ilişkileri yönetimi, iş geliştirme ve destek birimleri (insan kaynakları, muhasebe, idari işler) gibi farklı kadrolara da geleneksel dijital ajanslarda rastlayabiliriz. Şimdi sık karşılaşılan durumları inceleyelim:

Ülkemizde sevilen bir yaklaşım: “Aşağı yukarı kaça olur?”

Bir dijital ajansta müşteri ilişkilerinde çalışıyorsanız haftada en az birkaç kez telefonunuz çalacak ve karşıda, hiç tanımadığınız, daha önce görmediğiniz bir kişinin sesi size hızlı hızlı, şirketlerinin yeni bir web sitesi yaptıracağını, faaliyet alanlarını, ferah ve modern bir site istediklerini anlatacak (hatta “minimalist” kelimesini bile cümlede kullanabilir) ve sizin konuşmanıza pek de fırsat vermeden şu soruyu soracaktır: “Yani şimdi böyle bir çalışma aşağı yukarı kaça mal olur?” Bu bizim çok sık karşımıza çıkan, sabır ve iyi niyetle cevaplamaya çalıştığımız bir sorudur. Her projenin birbirinden farklı olduğunu, site haritalarının, entegrasyon işlerinin, sitenin kaç dilde olacağının, bakım ve güncelleme modelinin, geliştirileceği platformun belirleyici faktörler olacağını her defasında anlatmaya çalıştığımız sevgili müşteri adaylarımızın bir sonraki cümlesi de şudur: “Canım kesin bir vermenize gerek yok, aşağı yukarı bir rakam söyleseniz de olur.” Bu konuşmalar genellikle hüsranla, çok az da olsa bir toplantı kararıyla son bulmaktadır.

Benzer bir yaklaşım da ajansların “info” ile başlayan şirket elektronik postalarına gelen mesajlarda ya da nadiren de olsa şirkete gelen fakslarda yaşanmaktadır. “Sayın ilgili” diye başlayıp projelerini tarif eden ve “Aşağıdaki e-mail adresine” ya da” Faks numarasına teklifiniz göndermeniz rica olunur” diye biten bu talepler çoğu kez cevaplanmamaktadır.

Reklam Ajanslarında Müşteri Temsilciliği

Tüm bu yaklaşımların temelinde, halen bazı büyük firmalarımızı da içine alan büyük bir grubun web projelerini ciddiye almamaları ya da bu konuda son derece bilgisiz olmaları yatmaktadır. “Web tasarımı” diye adlandırdıkları bu işleri, bir grup yeni üniversite mezununun eğlencesi olarak görmeleri dijital projelerin gelişmesini engellemektedir.

Karar sürecinde en sevilen cümle: “Genel müdürümüzün de ufak bir yorumu oldu…”

Dijital mecrada projeler öngörüldüklerine göre uzun sürmektektedir. Bunun sebepleri çeşitli de olsa, başlıca nedenleri gerekli görsel malzemenin ve içeriklerin müşteri tarafından çoğu kez geç teslim edilmesi ve tasarım aşamasında yaşanan kararsızlıkların projeleri çok uzatmasıdır. Unutulmaması gereken en önemli konu şudur: Asla herkesi mutlu edecek, yüzde yüz bir tatmin yaratacak bir tasarım yapılamaz ve bir projede ne kadar çok karar verici varsa, proje o kadar uzun bir zamanda sona erer.

Ne yazık ki ülkemizde önemli bir faktör daha vardır: Genel Müdür! Projenin hiçbir aşamsında karşınıza çıkmayan, ne pazarlık, ne sözleşme, ne brief verilmesi kısmında adı bile geçmeyen şirket genel müdürü, çoğu kez konsept tasarım onaylanması sürecinin son safhasında, hatta bazen kodlama aşamasına gelmiş işlerde karşınıza çıkar. Genelde fiziksel olarak değil, bir kavram olarak vardır genel müdür. Size mesajı aktaran proje sorumlularının ağzında bir cümlenin içinde geçer ismi: “Tasarımlar ilgili sayın genel müdürümüzün de bir yorumu oldu…” diye başlayıp, işin tepetaklak olmasına kadar gidebilecek kelimelerle biten bu cümleler her dijital ajansın korkulu rüyasıdır. Genel müdür, çoğu defa ufak gibi görünen, ama tasarımı baştan aşağı bozabilecek bir değişiklik istemiştir. Çoğu ajans bu talebin karşısında duramaz. Ancak bazı ajanslar ikna edici bir yaklaşım sergileyerek bu istekleri bertaraf edebilirler.

Tasarımcının kâbusu: “Şöyle ana hatlarıyla, basit bir tasarım örneği sunmanızı rica ediyoruz…”

Üst düzey ajansların dünyasında işler, müşterinden alınan bilgiler doğrultusunda tekliflerin sunulması, gerekiyorsa pazarlık yapılması ve ardından sözleşme imzalayarak işe başlanılması şeklinde bir yol izlemektedir. Bu her standart projede bu şekilde gerçekleşmektedir. Bu süreçte sık karşılaşılan bir durum ise, müşteri adayının, ajanslardan “bir tasarım örneği” talep etmesidir.

Yukarıda da belirttiğim gibi, dijital projelerin iki boyutu vardır. Tasarım ve uygulama geliştirme. Tasarım işi zaten gerçekleştirilecek projenin yarısıdır. Başlı başına bir iştir! Bu talepte bulunan müşteriler, kendilerince bir konkur mantığı geliştirdiklerini söyleyerek gururlanmakta ve “harika” yöntemlerinden çoğu kez vazgeçmemektedirler. “Konkur” dediğimiz kavram, reklam sektöründeki anlamıyla yaratıcı fikirlerin, örnekler sunularak birbiriyle yarıştığı bir ortamdır, sonucunda bir ajans kazanır ve tüm reklam bütçesi artık ona aittir. Burada bahsedilen bütçeler o denli yüksektir ki, her türlü yaratıcı fikir çalışması ve sunumu büyük anlam taşımakta ve gereklilik arzetmektedir.

Dijital alemde ise çok kısıtlı bütçelerle çalışıldığını unutmayınız. Bu kadar düşük bütçeler karşılığında tasarım yapmanın, yaratıcı fikirleri dijital ortama geçirip, bir de üstüne işi kaybetmenin riski kabul edilebilir olmaktan çıkmaktadır.

Oysa müşteriler bunu kabul etmemekte, taleplerinden bir türlü geri adım atmamaktadırlar. Üst düzey dijital ajanslar da bu talepleri çoğunlukla geri çevirmektedir. Sonuçta müşteri, merdiven altı ajanlarla çalışmak durumunda kalmaktadır.

Pazarlıkta Perşembe Pazarı ekolü: “Valla sizinle çalışmayı çok istiyoruz, ama çok pahalısınız!”

Ülkemizde en sık rastlanan durumdur. Emeğin karşılığını vermek bir zayıflık olarak görüldüğü için, pazarlık hayatın her alanında kurbanlık koyun satışını andırır hale gelmiştir. En son safhada müşteri sizinle çalışmayı kafaya koymuş, kararını vermiş olsa bile bir hamle daha yapmaktadır. Cümleler genelde sizi överek, ne kadar iyi bir ajans olduğunuzu anlatarak, sizinle çalışmayı ne kadar arzu ettiklerini açıklayarak başlar. Bu kısım uzundur, zira sizi etkileyip çaresiz bırakmak amacını taşımaktadır. Ardından klasik ifade gelir: “Ama çok pahalısınız!”. Aynı hizmeti X ajansının yarı fiyatına verdiğini, ama onlarla çalışmak istemediklerini belirtir müşteri. Bu durum ilginçtir. Zira hem onlarla değil sizinle çalışmak istediğini ifade etmekte, hem de “aynı hizmet” sözünü kullanmaktadır.

Eğer geçekten aynı hizmet ise, neden diğer ajanstan değil sizden almak istemektedir?

Sözü geçen müşteri, sizin sağlayacağınız tüm servislerin daha iyi olacağını bal gibi bilmektedir. Onun tek amacı, daha ucuz olan diğer ajansın fiyatına sizi bağlayabilmektir. Bu şekilde hem “ticaret” yapmış olacak, hem de pazarlık duygularını tatmin edecektir.

İyi Ajans

İyi ajanslar bu tavrın karşısında durmayı başarabilmekte, felsefelerinden ödün vermemektedirler. Ama ülkemizdeki gibi dar ve güvensiz ekonomilerde çoğu firma bu tavra yenik düşmektedir. Piyasadaki fiyat dengesizliğinin temel sebebi budur.

Düşmanlar : Tasarım Bilgi İşlem’e, Kodlama Kurumsal İletişim’e karşı…

Daha öncelki bir yazımda da belirtmiştim. Dijital projelerin kurumlardaki sahipleri, o kurumların yapılarına göre farklılıklar göstermektedir. Kurumsal İletişim tarafından liderliği yapılan işlerde estetik ve yaratıcılık ön plana çıkmakta, kaliteli kod ya da iyi navigasyon çoğunlukla gözardı edilmektedir. Dijital ajanslardaki yazılım geliştirme uzmanlarının en büyük kâbusu yerine getirilmesi çok zor yaratıcı isteklerde bulunan müşterilerdir. Bunu göğüslemek ve orta yolu bulmak proje yöneticilerinin asli görevi olarak kabul edilmelidir.

Bilgi işlemin sürüklediği projelerde ise çoğunlukla yazılım geliştirme platformunun seçimi, kaynak kodlarının dokümante edilmesi, sunulacak içerik yönetim sisteminin işlevleri öne çıkmakta, işin sanatsal boyutu çok önemsenmemektedir. Bunun önüne geçerek, tasarım-kod dengesini, yani yaratıcılık-teknik yeterlilik uyumunu gözetmek yine proje yöneticisinin maharetine kalmıştır.

Değerli okurlar, yukarıda karşılaştığımız sorunlar, dijital ajansların klasik sorunlarıdır ve bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. İnternet kullanıcılarının sayılarının artması, müşterilerin bilinçlenmesi ve dünyada bu kavramların popülerleşmesi ile birlikte sorunların azalacağına inancımız tamdır.Hem dijital ajanslar, hem de müşterileri için en hayırlısı, kendilerini  birbirlerinin yerine koyup düşünmeleri ve ortak bir anlayışa ulaşmalarıdır.

Bu içeriği takip edin

Bu yazıya abone olarak yazıya ait güncelleme ve yorumlardan haberdar olun.

0 Yorum

Sen de yorum yap

Hayatın Kalbine